Reportare tarafından yayımlanan bu içerik, Leman Yılmaz’ın çalışma alanlarını, kurumsal/yaratıcı rollerini ve sahne sanatları ekosistemi içindeki konumunu belgeleyen önemli bir arşiv kaydıdır.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı İKSV Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz tiyatro, festival ve sanat üzerine görüşlerini aktarıyor
- Kaynak: Reportare
- Yazar / Röportaj / Program: İstanbul Kültür Sanat Vakfı İKSV Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz tiyatr
- Kaynak tarihi: 2016-04-02
- Tür: Röportaj
- Bağlam: Röportaj & Video
- Leman Yılmaz’ın rolü: Röportaj Veren
- Dil: Türkçe
- İlgili proje/kurum: reportare
Doğrulama / dış kaynak: https://www.reportare.com/roportajlar/acinin-kol-gezdigi-yerde-sanat-hayati-savunur/
Kaynak Metni
Kelimelerle Fısıldayan Kadın: Yeşer Sarıyıldız
“garage”: Ankara’da Bir Sanat ve Efemera Köşesi (2.Bölüm)
“garage”: Ankara’da bir sanat ve efemera köşesi (1.Bölüm)
Yapay zeka ile aptallaşmak da akıllı kalmak da mümkün.
WEF Global Gender Gap ve OECD Climate-Resilient Infrastructure
Sanatsal İfade Özgürlüğü Temmuz 2024 Raporu
Leman Yılmaz yıllar içerisinde İstanbul’un ve Türkiye’nin gururu haline gelmiş olanİstanbul Tiyatro Festivali‘nin Direktörü. Ömrü dünyanın neresinde iyi oyun sahneleniyor onu bulup Türkiye’ye, İstanbul’a getirmek için koşuşturmakla geçiyor. Söylemesi ayıp benim de kadim dostum, can arkadaşım. 3 Mayıs’ta başlayacak olan 20. İstanbul Tiyatro Festivali’nin hazırlık telaşı içerisinde “bir soluklan, iki satır konuşacağız” dedim. Kırmadı. İKSV’nin Şişhane’deki müthiş binasında buluştuk. Elinde henüz matbaadan yeni gelmiş festival broşürü, yüzünde uzun bir maratonun son 100 metresine gelmiş bir koşucunun yorgun ama mutlu ifadesi ile karşıladı bizi. 1 Mart’ta gerçekleştirdikleri basın toplantısından hemen önce uzun bir sohbet yaptık. Hatırlatalım, kırmızı linklerimizde röportajdan fazlası var her zamanki gibi 🙂Keyifli okumalar diyelim size…Röportaj: Sinan DirlikFotoğraflar: Özgür Sarıoğlu
20. İstanbul Tiyatro Festivali 23’ü Yerli 32 Oyun var!
Sinan: Şu anda sıcak sıcak festival broşürleri geldi. Herkesten önce görmenin heyecanını yaşıyorum. Bencil davranacağım ve bana hemen bu yıl neler seyredeceğiz önce onu anlat lütfen.Leman Yılmaz: Evet broşür sıcak sıcak, taze taze geldi. Bu festival programı biraz sürprizli olacak. Tabiî ki yine Shakespeare var. 2014 Shakespeare’in 450. doğum yıldönümüydü, 2016 ise 400. ölüm yıl dönümü. Dolayısıyla programda yine Shakespeare temalı oyunlarımız yer alacak. 25 mekânda yerli- yabancı toplam 32 oyun sergilenecek ve bunların dışında çok sayıda yan etkinliğimiz de var. Bu sene bayağı geniş bir eğitim programı hedefledik. Sempozyumlar, paneller, söyleşiler, atölye çalışmaları, okuma tiyatroları ve ustalık sınıfları var. Dolayısıyla neredeyse küçük bir okul programı oluşturduk. Biliyorsun, bu etkinlikleri ücretsiz olarak gerçekleştiriyoruz. Daha önce biraz daha Batı Avrupa odaklı yabancı yapımlara yer veriyorduk ama bu yıl İran’dan, Kanada’dan da oyunlarımız var. Bir Avrupa Birliği projemiz var. Bu projenin yönetmeni daha önce 2010 festivaline gelmiş olan Guy Cassiers, ‘’Damıtılmış Kırmızı’’ adlı oyunla gelmişti. Yine aynı yönetmenin bu sefer Toneelgroep Amsterdam ile birlikte çalıştığı bir oyun sergilenecek. Bu bir Avrupa birliği projesi olarak geldi. Avrupa’da giderek artan eğilimleri biliyorsun. Irkçılığın, sağ politikaların giderek güçlenmesi gibi konular şu anda Avrupa’da tartışılan konular. Bu nedenle Guy Cassiers yaptığı açıklamada projeyi tanıtırken, Yahudi soykırımına bir başka açıdan bakan bir romanı kendisine proje olarak seçti. Jonathan Littell’in yazdığı ‘’The Kindly Ones’’ ki biz onu ‘’Merhametliler’’ diye çevirdik, bir Nazi subayının gözünden soykırımı anlatıyor. Aslında bu seyirciyi de sorgulamaya iten bir yapım. Çünkü Nazilerin içerisinde sadece canavarlar, sap
Leman Yılmaz: Hayır tiyatro ölmüyor! Tiyatronun neden ölmediği sorusunu ben de kendi kendime çok sordum. Aynı kuşaktayız seninle, hatırlarsın, televizyon yayınları başladığında “tiyatro ölecek” deniyordu. Sinema sektörü geliştikçe yine aynı şey söylendi. Bu tartışma yıllardır hiç bitmedi. Eyvah tiyatro ölüyor mu? Çok mu eskidi artık? Sanat dalı olarak artık ömrünü doldurdu mu? Fakat biliyor musun tam tersi oldu. Bu uluslar arası alanda da böyle, Türkiye’de de böyle. Çünkü tiyatro sadece tiyatro olarak kalmadı. Artık dar anlamda tiyatro değil, sahne sanatlarından söz edebiliriz. Tiyatro dediğimizin içinde artık modern sirk de var, dans da var, performans da var… Sinan: Dijital efektler kullanılmaya başlandı mesela? Galiba en çok da o kurtardı tiyatroyu.Leman Yılmaz: Evet dijital efektlerin kullanılması bir çok şeyi değiştirdi ama tiyatroya yeni bir soluk getiren şey dijitale indirgenemez. Tiyatro o kadar burada ve şimdi olan bir şey ki… İzleyiciye dokunabilme, canlı olma hissi o kadar önemli ki… Ben buradayım, şimdiyim… Şimdi Sinan’ı seyrediyorum… Sinan: Ve tekrarı da yok bunun. O an izlediğin performans asla bire bir tekrarlanamaz.Leman Yılmaz: Evet. Bir de tabii artık çok bilinen tanınan dizi oyuncularını canlı izlemek çok cazip geliyor insanlara. Aslında çoğu zaten tiyatro kökenli sanatçılar. Ama insanlar izleyiciler ekranda, dizide izlediği sanatçıyı karşısında canlı performans sergilerken izlemeyi çok seviyorlar. Londra’ya da, Broadway’e de öyle gidiyor. Seyircinin ilgisi ve keyfi arttıkça oyuncular da sahneye daha fazla dönmeye başladı. Demin konuştuğumuz gibi, o anın tekrarı yok. Sahnede olup biteni kesip, şurasını at, burasını ekle diyemiyorsunuz. Oyuncu canlı performansını yapıyor ve her ne yapıyorsa orada, o anda yapıyor. Bu içtenlik ve sıcaklık, tiyatro ile se
Leman Yılmaz: Rahmetli Nejat Eczacıbaşı, Türkiye’nin önde gelen iş adamlarıyla birlikte bu fikri geliştirdi ve vakfın kurulmasına öncülük etti. Biliyorsun önce İstanbul Festivali olarak başladı, sonrasında ayrışmaya başladı. İstanbul Tiyatro Festivali 1989’da başladı. Her festivalin ayrı bir yapısı, ayrı ana sponsorları var. Ana sponsorlar dışında biz her bir oyuna, konsere, etkinliğe ayrıca sponsor bulmaya çalışıyoruz. Tiyatro Festivalinde ana sponsorlarımız Aygaz, Opet, Tüpraş, Koç Holding Enerji Grubu. Bunun dışında mesela bu yıl British Council var, bir oyuna destek oldu. Tuborg var, Tekfen var. Tiyatro Festivali özelinde buradaki yabancı kültür merkezleriyle çok iyi ilişkilerimiz var, onlar çok destekliyorlar. Maddi destek değil de daha çok kolaylaştırıcılık anlamında. Çünkü bu tür destek bizim açımızdan çok önemli. Tiyatro dünyanın her yerinde biraz zor ilerliyor ama Türkiye şartlarında daha da zor. Hele ki festivaller! Örneğin Avignon Festivali’nin 12.3 milyon Euro bütçesi var. Bunun yaklaşık %60’ını devlet karşılıyor. Geri kalanı da bilet satışlarıyla sağlıyorlar. Sinan: Sizde durum nasıl?Leman Yılmaz: İKSV kaynaklarının yüzde %65’ini özel sponsorluklar, %25’ini bilet gelirleri, %10’unu ise diğer gelirler oluşturuyor. %5 kadar da devlet desteği söz konusu. Sinan: Devlet desteği ne kadar azmış? Yıllar içerisinde bir artış yok mu devlet desteğinde? Leman Yılmaz: Maalesef, aksine daha fazlaydı, düştü… Sinan: Bilet satışları üzerinden vergi, rüsum falan alınıyor mu?Leman Yılmaz: Hayır, ticari kuruluş olmadığımız için alınmıyor. Sinan: Bilet fiyatları neden bu kadar pahalı peki? Niye bizi kazıklıyorsunuz pardon?Leman Yılmaz: Rica ederim, kazıklama diye bir şey söz konusu dahi olamaz! Bir projenin sahneye taşınması son derece maliyetli! Bak, 2000’deki ekonomik krizden
Leman Yılmaz: Direktör yardımcısı olarak göreve başladığımda ne şanslıydım ki Dikmen Gürün gibi bir Hoca işin başındaydı ve Dikmen Hoca son derece paylaşımcı bir yöneticiydi. Göreve başladıktan kısa bir süre sonra Dikmen Hoca ile yurt dışına gidip oyunları izlemeye başladım. Bir taraftan da bölümdaşız. Bizim bölüm başkanımızdı. Sinan: Hoca- öğrenci ilişkisi iş ilişkisine dönüştü yani?Leman Yılmaz: Evet, her ne kadar doğrudan derslerine girmediysem de Dikmen Hoca ile böyle bir ilişki vardı. Burada da çok paylaşarak çalıştık. Sırası geldi Hoca “aman Lleman, sen git izle” dediği zamanlar oldu. Valizi yüklenip 2 gün içerisinde 2 ayrı ülkede oyun izlediğim zamanlar oldu. Bir gün Fransa’da oyun izliyordum, öbür gün Luxemburg’a geçip başka bir oyun izliyordum. Dolayısıyla Dikmen Hoca yetiştirdi beni. İşin prodüksiyon kısmını üstlenmemin önünü açtı. Şimdi yöneticiliği üzerime aldıktan sonra da o alışkanlık devam ediyor.Sinan: Mutfaktan çıkamıyorsun yani?Leman Yılmaz: Çünkü mutfağın, arka planın sağlam olması gerekiyor. Hem bütçe hem de festivalin sorunsuz işleyişi açısından önemli görüyorum bunu. Ama bu sene festival ekibi olarak daha erken birlikte çalışmaya başladık. Normalde 2 kişiydik, 2 arkadaşımız daha katıldı. Dolayısıyla benim de biraz daha mutfaktan çıkmaya, artistik anlamda ayrıntılara yönelmeye imkânım oluyor. Ama yine de ayağım prodüksiyona gidiyor ister istemez. Mekâna gidip kontrol etmeden, her şeyin yolunda olup olmadığını görmeden rahat edemiyorum. Sinan: İKSV nasıl destek veriyor tiyatro festivaline?Leman Yılmaz: Böyle bir festivalin 20. Sini yapabilmek, böyle bir sürdürülebilirliğin sağlanması çok önemli. Bu tabii ki İKSV nin gücüyle mümkün. Arkasında İKSV gibi bir kurum olmasa, Tiyatro Festivalini sürdürülebilir kılmak mümkün olamazdı. Sinan: Çok cesur bir gi
Leman Yılmaz: Aslına bakarsan tiyatronun böyle bir şeye ihtiyacı yok. Çünkü az önce senin de dediğin gibi, tiyatro zaten kendi içerisinde politik bir sanat. İnsana dokunan, kendisini içinde yaşadığı olaylardan ya da durumlardan soyutlayamayan bir sanat… Örneğin müzik tiyatroya oranla daha tarafsız, daha risksiz alanlarda hareket edebilen bir sanat. Söz devreden çıkarılabiliyor, entstrümantal çalışmalar yapılabiliyor. Ama sözün, dilin olduğu her yerde politika da olacak. Bundan kaçış yok. Stand-up bile yapsan, komedinin de kendi içindeki eleştirelliğinden kaçamaz kimse. Dolayısıyla tiyatro sanatı, özü itibarıyla eleştirel bir sanat… Çünkü yaşamı anlatıyor. Ben bundan korkulmaması gerektiğini düşünüyorum. Sinan: Sen, ben, biz korkmayız da… Yani sonuçta “hadi al şu sponsorluk bedelini, şu oyunu getir de izleyelim” diyebileceğim bir param yok. Parası olan adam da sponsorluğa karar verirken muhtemelen kılı kırk yarıyordur. Elinizdeki program belli, ne diyorsunuz sponsorlara? Karar vermelerini nasıl sağlıyorsunuz? Leman Yılmaz: Biraz zorlanıyoruz tabii… Dans gibi sahne performansları daha cazip geliyor sponsorlara haliyle… Ya da klasikler… Mesela bir Shakespeare oyunu. Aslında bana kalırsa Sheakespeare de gayet politiktir ama o kadar kabullenildi ve benimsenildi ki sıkıntı yaşanmıyor. Hele Türkiye’de! Hamlet desek, gözü kapalı doluyor salon. Filmi de doluyor. Çünkü çok iyi tanınıyor, biliniyor ve çok seviliyor bizde. Klasiklerde bir sıkıntı yok ama yeni yönetmenler, protest ya da politik içerikli oyunlarda biraz daha çekinceli davranabiliyor sponsor kuruluşlar. Bu tür oyunlar için biz demin sözünü ettiğim türden AB gibi kaynaklarla çözüm üretmeye çalışıyoruz. Sinan: Bu röportajı okuyacak olan sponsor kuruluşlara, karar verici durumundaki kişilere İstanbul Tiyatro Festivali’ne
Leman Yılmaz: Sonrasında çılgınca bir süreç başlıyor. Önce yoğun bir mail trafiği tabii! Artık bütün festivaller, özellikle çok önemli yönetmenlere 2-3 yıl öncesinden anlaşma yapıyor. Dolayısıyla önce tarihin uyup uymayacağına, tabii bütçesine, oyunun sahnelenebileceği doğru mekânın uygun olup olmadığına bir arada bakmak gerekiyor. İstanbul’u çok seviyorlar. İstanbul dediğimizde, mutlaka bir biçimde turne programlarını uydurmaya çalışıyorlar. Ama bu yetmiyor tabii. Her istediğimiz oyunu, her sahnede koyamıyoruz haliyle. Elimizde fazla mekân yok. Özellikle AKM kapandıktan sonra mekân sıkıntısı çok şiddetli biçimde hissediliyor. 2006’dan 2008’e AKM’yi kullanmıştık. AKM büyük sahnesi bizim festival ana mekânımızdı. Muhsin Ertuğrul da ikinci mekânımızdı. Dönüşümlü kullanıyorduk bu iki mekânı. En son 2008 Mayıs’ında Orpheo’yu sergiledik ve hemen ardından da tadilat için kapandı AKM. Sinan: Bak ben suya sabuna dokunmadan, politikaya girmeden selametle bitireyim diye uğraşıyorum bu röportajı ama pat diye AKM’den giriyorsun… (Kahkahalar) Leman Yılmaz: Politika falan değil, gerçekten çok önemli bir konu bu. Çünkü AKM kapandıktan sonra tek sahneye kaldık. 2010’da gelen hemen hemen tüm yabancı oyunları Muhsin Ertuğrul sahnesine koyduk mecburen. Sinan: Neyse canım, AKM’yi de reklam panosu olarak kullanıverin işte? Leman Yılmaz: Neredeyse bu seneye kadar festivalin başından sonuna Muhsin Ertuğrul sahnesinde kalıyorduk ama o sahnenin de belirli teknik ölçüleri, sınırları var. Bazen topluluklara yazıyoruz, “ya bu oyunu çok istiyoruz ama orkestrayı sahne arkasına değil de yan tarafa koysanız olmaz mı acaba?” gibi tuhaf şeyler söylemek durumunda kalıyoruz. Cidden yazdım ben böyle bir mail. Bu resmen, “ya siz biraz sıkışsanız da, şu oyunu sahneye sığdırsak” demek gibi bir şey yani! Bak T
Editoryal not: Bu taslak, kaynak tarihi, görsel/video/podcast kredileri, telif/izin durumu ve yayın metni doğruluğu Leman Yılmaz tarafından gözden geçirildikten sonra yayına alınmalıdır.