Bedenin Hafızası: Modern Dans Neden Hâlâ Konuşuyor?

Bedenin Hafızası: Modern Dans Neden Hâlâ Konuşuyor?

Dans, bir toplumun hafızasıdır; sözcüklerin yetersiz kaldığı yerde devreye giren en kadim anlatı biçimi. Modern dansın doğuşu ise bir isyandır — klasik balenin katı kurallarına, korselerine karşı bir başkaldırı. Isadora Duncan sahneye çıplak ayaklarla çıktığında yalnızca estetik bir tercih yapmıyordu; bedenin özgürleşmesi gerektiğini söylüyordu. Martha Graham bunu bir adım öteye taşıdı: "Beden yalan söylemez." Gerçekten de söylemez.

Benim için bu yolculuğun en dönüştürücü durağı Pina Bausch oldu. Bausch'un Tanztheater'ı dans ile tiyatroyu ayıran duvarları yıktı. Sahnelerinde dansçılar sadece hareket etmezdi; konuşur, ağlar, hesaplaşırdı. "Beni insanların nasıl hareket ettiği değil, onları neyin harekete geçirdiği ilgilendiriyor," demişti. Bu cümle, hem akademik çalışmalarımın hem de festival programlamadaki yaklaşımımın temel taşlarından biri oldu.

Türkiye'de modern dansın serüveni de ilgi çekicidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında batılı dans formları modernleşme projesiyle ülkeye girdi ama dansın kendi dilini bulması çok daha sonra gerçekleşti. Bugün bağımsız dans sanatçılarımızın uluslararası düzeyde güçlü işler ürettiğini görüyoruz — ne var ki görünürlük ve destek hâlâ büyük bir mücadele.

Modern dans konuşmaya devam ediyor çünkü beden konuşmaya devam ediyor. Dünya değiştikçe yeni acılar, yeni direniş biçimleri buluyoruz. Ve dans, tüm bunların en dürüst ifade biçimi olmayı sürdürüyor.