İo: Mitolojinin Kenara İttiği Kadının Sahneye Dönüşü

İo: Mitolojinin Kenara İttiği Kadının Sahneye Dönüşü

Tiyatroda beni her zaman en çok heyecanlandıran şey, bir oyunun seyirciyi alışık olduğu yerden koparıp bambaşka bir yere taşıması olmuştur. Şahika Tekand'ın İo'su tam olarak bunu yaptı. 2019'da 23. İstanbul Tiyatro Festivali'nin açılış oyunu olarak dünya prömiyerini yaptığında, salondaki sessizlik her şeyi anlatıyordu.

İo, mitolojide hep kenarda kalmış bir figürdür. Aeskhylos'un Zincire Vurulmuş Prometheus'unda kısa bir sahnede görünür ve kaybolur. Zeus'un arzusunun nesnesi, Hera'nın öfkesinin kurbanı — kendi hikâyesi hiç yazılmamış bir kadın. Tekand, tam da bu sessizliği kırdı. İlk kez İo'nun kendi ağzından konuştuğu bir metin yazdı; tarih, şiddet, bellek ve iktidar ilişkilerini sahneye taşıdı. Olympos'la hesaplaşan bir kadının sesi, bugünün dünyasında da yankı buluyordu.

Tekand'ın Performatif Sahneleme Yöntemi, İo'yu sıradan bir tragedya yorumundan ayıran şeydi. Sahne üzerinde söz ile beden, metin ile hareket sürekli bir gerilim içindeydi. Yiğit Özşener'in Prometheus'u, Gizem Bilgen'in koreografisi ve Tekand'ın hem yönetmen hem oyuncu olarak sahnedeki varlığı — tüm bunlar, seyirciye tiyatronun ne kadar canlı ve ne kadar acil bir sanat olduğunu hatırlatıyordu.

Bir festival direktörü olarak en büyük hedefim her zaman seyirciyi henüz tanımadığı ama tanıdığında hayatını değiştirecek işlerle buluşturmak oldu. İo, bunun en güzel örneklerinden biriydi.